Şimdi ki Çocuklar Harika mı?

 Aziz Nesin’in başyapıt niteliğinde ki eseri Şimdi ki Çocuklar Harika kitabından yüzünüzde tebessüm bırakacak kesitleri sizler için derledik.

Ahmet ve Zeynep aynı sınıfta okuyan iki dosttur. Zeynep ailesiyle Ankara’ya taşınır, Ahmet ise İstanbul’da kalır. Bu noktadan sonra 2 çocuk sınıf arkadaşlığının yanında mektup arkadaşı da olmuşlardır. Bu mektuplaşmalardan oluşan kitap çocukların yanında anne baba ve öğretmenlere de yazılmıştır. Masumiyetin kaybolmadığı o yaşlarda bir çocuğun penceresinden hayata bakmak , zaman zaman muziplikleri zaman zaman ise söylenen sözlerin derinliği bizleri gülerken aynı zamanda durup düşünmeye sevk edecektir.

 

1
-Oğlum, okula gitmeyen, derslerine çalışmayan adam olmaz. İnsan ne kadar çok çalışırsa o kadar çok kazanır, ileride rahat eder. Küçükken çok çalışmalısın ki, büyüyünce rahata kavuşasın… Bunlar babamın her zamanki öğütleriydi!.
Arkadaşları da bunlara benzer sözler söylediler:
-Hayatta çalışan kazanır oğlum…
-Başarı kazanmanın yolu, çalışmak, hep çalışmak…
Başı önünde, suratını asmış, sessiz duran Metin, birden başını dikip,
-Çalışan ne kadar kazanır? Diye sordu.
–Ne kadar çok çalışırsa o kadar çok kazanır…
-Zeynel Bey kadar kazanır mı çok çalışanlar? Metin’in bu sorusu üzerine bir sessizlik oldu. Metin’in ne demek istediği anlaşılmıştı. Neden sonra, babam sesini daha da yumuşatarak,
-Biz de zamanında çocuktuk…
Biz de çocukluk geçirdik…
Ama biz çocukken…
Metin, babamın sözünü keserek,
-Çalışmayan daha çok kazanıyor, dedi.
Babam sertlendi,
-Yani baban yalan mı söylüyor? Diye sesini yükseltti. Metin ağlamaya başladı. Sözleri hıçkırıklarına karışarak  doğru söylüyorsunuz, dedi, her gece Zeynel Bey’in tembel, taş kafa, bilgisiz bir budala olduğunu söyleyen siz değil misiniz? Onun fabrikaları var, şirketleri var, işyerleri var, mağazaları var, otomobilleri apartmanları var…Oğlu da okumamış, kendisi gibi işte…
Hem ağlıyor, hem çatal aşan sesiyle bağırıyordu:
-Ben artık okula gitmeyeceğim.
Ben Zeynel Bey’den daha zengin olacağım. Yanımda onunkinden daha çok adam çalıştıracağım. Çalışkan, bilgili, okumuş insanlara iş vereceğim…

2
-Bu oğlan budala mı? dedim.
Kız güldü. -Hiç budala olur mu?
Onu babası dahi yetiştiriyor… dedi:
Yanımıza sokulup konuşmamıza katılan başka bir kız,
-Ona bizim okulda, dahi adayı, derler, dedi.
-Adını sorunca iki dakika düşünüp söyleyen dahi olur mu hiç?
-Dahiliğinden öyle yapıyor. Babası öyle öğretmiş. Adın bile sorulsa, düşünmeden söylemen demiş. Çünkü dahiler hep düşünürmüş.
3

Akşam babama,
-Bir kitapta okuyup defterime yazmışım baba, bak ne doğru değil mi? dedikten sonra, gerçekten bir kitaptan defterime aktardığım satırları okudum:
-Eşeğin konuşması, insanın yük taşıması normal değildir. Ama bazı insanlar, eşeğin konuşmasına hayranlık duyarlar. Oysa eşeğin yük taşıması, insanın da konuşması doğru olandır. Babam yani ne demek bu? dedi.
-Yani, dedim, çocuk çocuk olursa normaldir, büyük olursa değil…

5
Kardeşimin bir harika çocuk olduğunu, sana eski mektuplarımdan birinde yazmıştım. Fatoş, o gün de harikalığını gösterdi. Annem, sofrayı toplarken, masadan bir muz yere düşmüştü. Yerden muzu alan Fatoş,
-Yere düşen şey misafirin yanında yenmez değil mi anne, misafir gittikten sonra yerim… diyerek muzu masanın üstüne koydu.

6
Piyes gerçekten çok acıklıydı. Biz sınıfta okurken hep ağlıyorduk.
Öğretmene,
-Gülünçlü bir oyun olsa daha iyi olmaz mı efendim? dedim.
-Her yerden çıkarsın Ahmet… yani maskaralık mı yapacaksın? dedi.
Oysa ben başka bişey anlatmak istemiştim. Yüzümüze sakal, bıyık yapıştırıp büyük adam rollerine çıkacağımıza, sahneye yine kendi yaşımızdaki rollere çıksak, okul yaşayışımızdan bazı sahneleri canlandırsak daha iyi olmaz mı, demek istemiştim. Ama istediğimi anlatamamıştım. Daha önceki müsamerelerde de görmüştüm takma bıyıklı çocuklar, sahnede, sirk cüceleri gibi duruyorlar. Ne kadar acıklı konuşurlarsa, o kadar komik oluyorlar. Ne kadar acıklı söyleseler, seyirciler gülüyor. Böyle olacağına, doğrudan bir komedi oynamak, daha iyi olur demek istemiştim. Ama öğretmen azarlayınca sustum.