nukte

Nükte Nedir?

Abone Ol 

Epigram ya da nükte, her çeşit konuda yazılabilecek kısa yazılara verilen genel bir isimdir. Fakat epigramların kullanım alanı daha çok özlü ve kısa eleştiriler için kullanılmaktaydı. Nükteler, düşündürücü, kısa ve keskin zeka ifadelerdir. Epigram sözcüğü Yunanca “ἐπίγραμμα (epigramma)” yani kelimenin kökü “yazıt”tan gelmektedir. Doğu edebiyatının da  temelini oluşturan Selâse-i lisâniyye’de (Türkçe,Farsça,Arapça) bu terimin karşılığı nüktedir. Epigramlar sadece manzume olarak yazılmazlar. Örneğin Nasreddin Hoca fıkralarında nükte örneğini çokça görebilirsiniz. Nükte kelimesi, Arapça’da: şakalı, söz, ince anlamlı ve zarif manalarına gelir. Epigram ya da nükte, şaka ve fıkra kavramlarıyla irtibatlıdır fakat aynı şeyleri ifade etmezler. Sadece bazı şaka ve fıkralar nüktelidir diyebiliriz.

Nükte Geleneğinin Başlangıcı

İlk nükte örneklerine Eski Yunan’da rastlanılmıştır. Eski Yunan’da mezar taşları da dahil olmak üzere; sporcu heykelleri ve adak sunulan tapınaktaki taşlara nükte manzumeleri yazılmıştır. Zaman içerisinde bu yazılan nükteler, kısa şekil özelliğin etkisiyle daha çok anlamlı ve küçük sözler şeklinde kullanılmıştır. Bu ilerleyen süreçte, anıştırma ile harmanlanıp eleştiri yazısını ortaya çıkarmıştır. Bugünkü nükte yazıları daha çok üstü kapalı ve kısa eleştiri yazıları şeklinde değerlendirilmektedir.

Şimdi sizlere birkaç nükte örneği hazırladık. Keyifli okumalar!

ÇIKMAYAN MANA

Mehmet Akif Ersoy, Baytar Okulu’nda müdür yardımcılığı yaptığı dönemde, muhasebe biriminden gelen bir yazıyı anlayamamış.

Yazıyı yazan Salih Efendi’ye gidip yazı da ne söylemek istediğini sorar.

Salih efendi de, ”Biz yazıyı iki farklı anlam çıksın diye böyle yazdık efendim!” deyince, Mehmet Akif Ersoy dayanamaz ve ekler:

– Şaşırdım açıkçası, der. Biz bu yazdıklarınızdan bir anlam bile çıkaramadık da…

SUSTURUCU TEDAVİ

Zamanında Mehmet Akif bir toplantıdayken toplantıdan orada bulunan gençlerden biri Mehmet Akif’i küçük düşürmeye çalışıp:

– “Mehmet Akif Bey siz veterinerdiniz, öyle değil mi?” demiş.

Mehmet Akif Bey, hiç istifini bozmadan şöyle demiş:

– “Evet, Bir ağrınız mı vardı?”

İSTANBUL SEVGİSİ

Yahya Kemal Beyatlı’ya: “Siz Ankara’nın en çok ne tarafını seviyorsunuz?” diye sormuşlar. O da şöyle demiş:

– “İstanbul’a olan dönüşünü…”

DÜŞMANININ CANI

Nef’i yapılan toplantının birinde arkadaşlarıyla konuşurken, düşmanı içeri giriş yapmış, herkese selam verdiği halde Nef’i’ye:

– “Merhaba canım!” deyip, oturmuş.

Nef’i durur mu? Hemen cevap vermiş:

– “Hemen çıkıyorum.”

GÖNÜLSÜZ GÖNÜL

Abdülhak Hamit Tarhan’ ın evindeki bir sohbette, konu bir ihtiyarlık ve gençlikten açılır. Yaşını almış bir hanım, Abdülhak Hamit Tarhan’a döner ve şöyle der:

– “Gönül efendim! Gönül kocamaz!” der.

Abdülhak Hamit Tarhan cevap vermiş:

– “Kocamaz kocamaz ama kocamış bir bedenin içinde durmak da istemez” demiş.

UYKU KARDEŞLİĞİ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, öğrencileriyle birlikte yürürken, yolun kenarında köpeklerin birbirlerine sarılıp uyuduklarını görmüşler. Mevlana’nın yanındaki öğrencisi:

– Ne kadar güzel bir kardeşlik örneği, demiş. Keşke biz insanlar da bundan ibret alsak. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tebessüm etmiş. Ve eklemiş:

– “Sen aralarına bir kemik at da o zaman gör kardeşliklerini.” demiş.

BÖYLE KORUNUR

Kendisi için çok önem teşkil eden kütüphanesini millete bağışlayan Koca Ragıp Paşa, kütüphanenin temizliği için tanıdığı birini kütüphaneye memur olarak görevlendirmiş. Bir gün aniden kütüphaneyi ziyaret etmek için giden Paşa, kitapları, rafları ve etrafı toz içerisinde görünce bu duruma canı sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:

– Vallahi helal olsun yavrum, der. Gerçekten de güvenilir bir adammışsın. Verilen kitapların hiçbirine dokunmamışsın, aferin!

MAYMUNA DÖNMÜŞSÜN

Necip Fazıl Kısakürek’in uzunca sakallı halini görenlerden biri, Necip Fazıl’a kendince laf sokmaya çalışıp:

– “Üstadım ne bu hal, maymuna dönmüşsün.” der…

Bunu duyan Necip Fazıl sakinliğini koruyarak:

– “Yaa öyle mi? O zaman arka tarafa döneyim ben!” demiş.

KAYBETTİĞİN ZAMAN İÇİN

Bir gün Platon(Eflatun), öğrencilerinden bir tanesini kumar oynuyorken yakalayıp onu çok fena azarlamış.

Öğrencisi:

– “Hocam, ben çok az bir para ile oynuyordum ki” diyerek itiraz etmeye çalışınca Platon(Eflatun) şöyle cevap vermiş:

– “Ben seni kaybettiğin zaman için azarlıyorum, para için değil ki…”

The following two tabs change content below.
Paylaş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir